Hisar'dan Ahmet, anlaşılması zor olmayan biri, evrensel yasalara göre yaşayan, katı, sıvı ve gaz hali olmak üzere üç hali olan acayip bir adam, Küçük yaşta menenjit geçirdiği için saf olan ve bu saflığını Ankara'nın kuru ayazına karşı kerpiç duvarlarına asmış başı dumanlı bir adam...

Hisar'dan Ahmet günlük hayatımızda, mahallemizde, sokağımızda hatta ailemizin içerisinde görebileceğimiz hamuru saflıkla yoğurulmuş bir  adam, kendine kurnazlığı ve yalan söylemeyi sert bir kalkan yapmış olsa da içindeki saflık yumuşaklığı bütün karakterini kaplamış hatta yetmemiş tüm Ankara'yı kaplamış....

Vesikalık fotoğrafı olmayan hayatlar, sürekli düzeltilen kaşlar, yukarıya sıyrılan süveterler, yağ tenekelerinde rengarenk çiçeklerin olduğu avlulardan dört nala koşan hayaller, fakirliğin ayıp olmadığı zamanlar, Esmeray'ın "Gel Teskere Gel " şarkısı, Mısırlı Abdülvahap'ın acıklı filmleri, kısık sesle izlenen maç özetleri, Eyüp Sabri'nin limon kolonyası, yumuşak bir rüzgarla başaklarını eğen buğdeyler....